Umudun Kırılmadığı Yer: Acının İçinde Yeşeren Hikâyeler

Kaybettiğimiz canların anısına, hasret ve hürmetle…

Bazen bir ülkenin kalbi tek bir anda durur. Bir gecede, bir şehir yıkılır, bir sokak sessizleşir, bir ev enkaza döner. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde hepimiz o yıkımın gölgesinde kaldık. Ama aynı zamanda, o enkazın altında yankılanan sesleri de duyduk: “Sesimi duyan var mı?”

Ve ses vardı. Elini uzatan, tanımadığı bir çocuğun ellerini avuçlarına alan, kendi acısını unutup başkasının gözyaşlarını silen insanlar vardı. O gün, yalnızca binalar değil, insanların birbirine olan inancı da test edildi. Ve biz, birbirimizin yaralarını sararak bu sınavdan geçtik.

Hayat bazen öyle ağır olur ki, insan nefes almayı bile unutur. Ama yine de bir yerlerde bir çocuk kahkahası yükselir, biri bir diğerine elini uzatır, bir şehir yeniden filizlenir. Bu hafta, size umudu anlatan iki hikâye öneriyorum. Çünkü kayıpların ardından gelen en büyük zafer, hayata yeniden tutunabilmektir.

Dizi Önerisi: Ted Lasso (2020-2023)

Bir insanın iyiliği, bir toplumu değiştirir mi? Peki ya bir futbol takımı, sadece kazanmak için değil, birbirine destek olmak için oynarsa?

Ted Lasso, Amerikalı bir kolej futbolu koçunun, İngiltere’de bir futbol takımının başına geçmesini konu alıyor. Ama bu dizi futbol hakkında değil, insan olmak hakkında. Ted, her durumda insanlara umut aşılayan, düşenin elinden tutan ve en önemlisi, herkesin içinde bir iyilik tohumu olduğuna inanan biri.

Tam da zor zamanlarda ihtiyacımız olan şey değil mi bu? Bizi hayata bağlayan şey, galibiyetler ya da başarılar değil. Birbirimize verdiğimiz değer, paylaştığımız sevgidir. Ted Lasso, hayatın bazen kayıplarla dolu olabileceğini ama en güzel zaferlerin kalpten gelen bir gülümseme olduğunu hatırlatan bir yapım.

Film Önerisi: The Intouchables (2011)

Hayatta bazen hiç beklemediğiniz biri, size en büyük umudu verebilir.

The Intouchables, felçli bir aristokrat ile ona bakıcı olarak işe başlayan hayat dolu bir adamın hikayesini anlatıyor. İki farklı dünyadan gelen bu insanlar, birbirlerine yaşamın en büyük hediyesini veriyor: Gerçek dostluğu.

Felç geçiren Philippe için hayat, dört duvar arasına sıkışmış gibi görünse de Driss onun kahkahalarını, heyecanlarını ve hatta hayata karşı yeniden duyduğu sevgiyi geri getiriyor. Çünkü bazen, insanın en ihtiyacı olan şey, bir diğerinin ona “Buradayım” demesidir.

Tıpkı 6 Şubat’ta gördüğümüz gibi… Tıpkı elleri enkaza uzanan insanların birbirlerine verdiği umut gibi.

Hayat Yeniden Filizlenir

Depremler, savaşlar, felaketler… Hayat her zaman kolay değil. Ama biz bu hayatı yalnız yaşamak zorunda değiliz.

Ted Lasso ve The Intouchables bize en büyük gerçeği hatırlatıyor: İnsan insana iyi gelebilir. Kaybetmek, yok olmak anlamına gelmez. Acının içinden umut filizlenir, sevgisizlikten doğan boşluğu bir gülüş doldurur.

Bu hafta ekranın başına geçtiğinizde, yalnızca izleyici olmayın. Umudun nasıl büyüdüğünü, iyiliğin nasıl çoğaldığını görün. Çünkü bir insanın yüreğinde doğan ışık, bir başkasının yolunu aydınlatabilir…

Başa dön