Savaşın gölgesinde kaybolan çocukluklar

Yine vurdu İsrail. Yine bozdu ateşkesi. Ve yine çocuklar öldü.

Kabullenmesek bile dünyanın birçok yerinde savaşlar yaşandı, yaşanıyor ve ne yazık ki yaşanmaya da devam edecek. Ama her savaş yalnızca askerlerin değil, çocukların da en büyük kurban olduğu bir vahşete dönüşüyor. Bugün Filistin’de, Gazze’de, her gün bombalar altında hayatta kalmaya çalışan çocuklar var. Kimi annesinin elinden tutup sığınacak bir yer ararken, kimi yarını göremeyeceğini bilmeden yaşayan küçücük bedenler…

Bu hafta size, savaşın çocuklara nasıl bir enkaz bıraktığını anlatan iki yapım öneriyorum. Biri, Ortadoğu’daki savaşın çocukların gözünden anlatıldığı bir dizi, diğeri ise İsrail’in Lübnan’da yaptığı bir katliamı konu alan çarpıcı bir film.

Dizi Önerisi: Baghdad Central (2020)

Savaş, yalnızca cephede silah taşıyanların değil, en çok da sivil halkın kaderini belirleyen bir yıkımdır. Baghdad Central, Irak Savaşı sırasında işgal altındaki bir ülkenin sokaklarında geçen, bir babanın kızını kurtarmak için verdiği mücadeleyi anlatan etkileyici bir yapım.

Irak’ta işgalin en yoğun olduğu 2003 yılında geçen dizi, eski bir polis memuru olan Muhsin’in gözünden savaşı anlatıyor. Amerikalıların kontrolündeki Bağdat’ta, kaybolan kızını ararken hem işgalin acımasız gerçekleriyle hem de yozlaşmış bir sistemle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Ama bu hikâyede en önemli unsur, savaşın çocukları nasıl vurduğudur. Yıkılmış evler, sahipsiz kalan çocuklar, her gün silah sesleri altında yaşamaya çalışan masum insanlar… Baghdad Central, Ortadoğu’da savaşın nasıl bir insanlık dramına dönüştüğünü ve en büyük acıyı her zaman masumların çektiğini çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Film Önerisi: Waltz with Bashir (2008)

İsrail’in 1982 Lübnan Savaşı sırasında gerçekleştirdiği Sabra ve Şatila katliamını anlatan Waltz with Bashir, animasyon türünde olmasına rağmen gerçek olaylara dayanan sarsıcı bir film.

Film, İsrailli bir askerin anılarında parçalar halinde hatırladığı savaş görüntülerini birleştirmeye çalışmasıyla başlıyor. Lübnan’daki mülteci kamplarında yaşanan katliamı, tanıklık eden askerlerin gözünden anlatan film, savaşın yalnızca öldürenler ve ölenler arasında geçen bir şey olmadığını, aynı zamanda hayatta kalanların zihninde bitmeyen bir kâbus olduğunu da gösteriyor.

Sabra ve Şatila, bugün Gazze’de yaşananların bir ön izlemesi gibiydi. Masum çocukların, kadınların, yaşlıların öldürüldüğü, hiçbir gerekçenin meşru gösteremeyeceği bir katliamdı. Waltz with Bashir, bunu hem bir belgesel hem de bir vicdan muhasebesi olarak anlatıyor.

Baghdad Central ve Waltz with Bashir, savaşın siyasi hesaplardan ibaret olmadığını gösteren iki yapım. Birinde işgal altındaki bir ülkenin enkazında kızını arayan bir baba, diğerinde bir askerî operasyonun bıraktığı vicdani enkaz var. Ama ikisi de aynı gerçeğe işaret ediyor:

Savaşlar devletler tarafından başlatılır ama en büyük bedeli her zaman çocuklar öder...

Başa dön