Sanat, yalnızca bir hikâye anlatmak değil, aynı zamanda topluma bir yol göstermektir. Bazı yapımlar, gündelik telaşımızda görmezden geldiğimiz gerçeklere ayna tutar. Bu hafta hem kişisel hem de toplumsal farkındalığımızı artıracak, derin mesajlar barındıran iki önerim var: Bir dizi ve bir film. İkisi de kendimizi sorgulamamıza, çevremizdeki dünyayı daha dikkatli görmemize vesile olacak.
Dizi Önerisi: The Terror (2018)
Dan Simmons’ın romanından uyarlanan The Terror, 1845 yılında Kuzey Kutbu’nda kaybolan iki İngiliz gemisinin ve mürettebatının hikâyesini anlatıyor. Dizi, sadece donmuş topraklarda hayatta kalma mücadelesini değil, aynı zamanda insanların korku karşısında nasıl davrandığını, liderliğin ve kararların toplumları nasıl şekillendirdiğini etkileyici bir şekilde işliyor.
Toplumların kriz anlarındaki davranışları, bireylerin hayatta kalma içgüdüsüyle şekillenir. The Terror izlerken fark ediyorsunuz ki, insanlar ne kadar medeniyet iddiasında bulunursa bulunsun, korku onları hızla temel içgüdülerine döndürüyor. Bugünün dünyasında, krizler karşısındaki tepkilerimize bakın: Kaçımız yardımlaşmayı, kaçımız bireysel kurtuluşu seçiyoruz?
Covid pandemisi bu anlamda kendimizle yüzleşmemizi sağlayan acımasız bir öğretmen oldu. Unutamadığım olaylardan biri, stokçuluğu eleştiren bir teyzenin bu eleştiriyi kucağında üç tane beş litrelik sıvı yağ ile yapıyor olmasıydı.
Toplumsal kaos dönemlerinde hayatta kalmak istiyorsak bir şeyler stoklamayı bırakıp kendimize karşı dürüst olmayı öğrenmeliyiz.
Film Önerisi: A Hidden Life (2019)
Terrence Malick’in yönettiği bu film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nda asker olmayı reddeden Franz Jägerstätter’in gerçek hikayesini anlatıyor. Franz, inançları ve vicdanı uğruna, yalnızca düşmanlarının değil, kendi toplumunun da baskısıyla karşı karşıya kalıyor.
Bu hikâye, bireyin ahlaki duruşunun bir toplum üzerindeki etkisini mükemmel bir şekilde gösteriyor. Franz’ın kararı, belki dünyayı değiştirmedi ama doğru bildiğini savunmanın bedelini ve değerini ortaya koydu. Bugün bizler, ne kadar baskı altında olursak olalım, vicdanımızı ne kadar dinliyoruz? Film, her bireyin topluma karşı bir sorumluluğu olduğunu ve bu sorumluluğun bazen sessiz ama etkili bir şekilde taşındığını gösteriyor.
Toplumsal Bir Çağrı: Cesaret ve Sorumluluk
The Terror ve A Hidden Life, her ikisi de farklı yollarla bizi aynı soruya götürüyor: Toplumsal sorumluluklarımızın farkında mıyız? İlki, kriz zamanlarında bireyin rolünü; ikincisi ise bir toplumun vicdanını sorgulatıyor.
Bugün çevrenize bakın. Toplum olarak sıkça tartışılan meselelerde sesinizi duyurabiliyor musunuz? Bir haksızlık karşısında tepki göstermek, bir yardıma ihtiyacı olanı fark etmek, sadece büyük liderlerin değil, sıradan bireylerin de görevidir.
Bu hafta ekran başında yalnızca izleyici olmayın. İzlediklerinizden ilham alarak, kendi hayatınızdaki sorumlulukları ve cesaret gerektiren anları düşünün. Çünkü her birimizin toplumun aynasında bir yeri var…