Osmanlı’da bırakın liseyi, kız üniversitesi bile açılmıştı

“Osmanlıda kadının kaderi erkeğin iki dudağı arasındaydı” klişesine sarılanlardansanız bu yazıyı sakın okumayın.

1) Sultan 4. Murad devrinde İstanbul’daki ünlü fıtık cerrahlarından birinin Saliha Hatun olduğunu biliyor musunuz?

2) Gaziantep’te 16. asırda kadınlara meddah çağırmak gibi organizasyon işlerinden geçinen Haciye Sabah adlı girişimci kadını duydunuz mu?

3) Hem de Sultan Abdülhamid döneminde 1 Mayıs İşçi Bayramı için ilk Türkçe şiiri kaleme alanın Yaşar Nezihe adlı bir hanım olduğunu bilen kaç kişidir?

4) Cumhuriyetin ilanından 1 ay önce bir Kadınlar Partisi kurulduğundan ve yeni rejimin kapattığı ilk partinin kadınlara ait olduğundan haberdar mısınız?

Bu sorulara olumlu cevap veremiyorsanız bilin ki Osmanlı kadınından bihabersiniz demektir.

En iyisi gelin, tarihte gizli kalmış bir olayın kapısından girerek Osmanlı'nın mahrem tarihine adım atalım.

Zeynep Hanım Konağı'nda kızlar

Osmanlı Devleti bir kız üniversitesi açmış; o da yetmemiş, yanına Kız Güzel Sanatlar Fakültesi'ni ilave etmiştir.

1914 ila 1919 yıllarında 53 mezun veren kız üniversitesinde, devrindeki adıyla İnâs Dârülfünunu'nda toplam 129 öğrenci ders görmüş.

İnas Sanayi-i Nefise Mektebi yani Kız Güzel Sanatlar Okuluna ise açıldığı 1914 yılında 33 öğrenci kayıt yaptırmış olup, 1923 yılına kadar mezun vermeye devam etmişti.

Peki bu gözü pek hamle nasıl gerçekleşti?

Eğitime önce 1914 Şubat'ında, Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nda konferanslar şeklinde başlandığını biliyoruz. Konferanslara katılan 200 hanım haftada 4 gün, günde 2 saat ders gördü. Üniversite hocalarının verdiği derslerin en dikkat çekicisi ise Kadın Hukuku (Hukuk-i Nisvan) idi. Kızlara hakları öğretiliyordu sizin anlayacağınız. Konferansların ilk öğrencileri; kız liseleri veya kız öğretmen okulu mezunları ile kız öğretmen okulunun parasız yatılı talebeleri olmuştu.

Hanımların yoğun ilgisi üzerine serbest konferansların üniversite eğitimine dönüştürülmesi gündeme gelecek ve İnas Darülfünunu 12 Eylül 1914’te, Zeynep Hanım Konağı’nın sağ kolunda resmen eğitime başlayacaktı.

16 ila 25 yaşlarındaki hanımların kaydolabileceği adayların kız lisesi, kız öğretmen okulu veya dengi okullardan mezun olmaları gerekiyordu. Bu arada evde özel eğitim görenler de imtihana alınıyor, başarılı oldukları takdirde kayıt yaptırabiliyordu.

Edebiyat ve Fen olmak üzere iki şubesi vardı üniversitenin. Fen bölümü ise Matematik (Riyaziyat) ve Fen Bilimleri (Tabiiyat) kürsülerinden oluşuyordu. Eğitim süresi 3 yıldı.

Talebelerin aldığı dersler hem epeyce ağır hem de çeşitlilik bakımından şaşırtıcıdır: Edebiyat şubesinde Türk edebiyatı, coğrafya ve etnografya, dünya, Osmanlı ve sanat tarihleri, sosyoloji (hocası Ziya Gökalp’ti), iktisat, felsefe ve kompozisyon (kitabet) dersleri veriliyordu. Fen şubesindeki dersler ise fizik, zooloji, anatomi, botanik, mineroloji, madenî, hayatî ve organik kimya, hıfzıssıhha, felsefe ve eğitim bilimi şeklinde sıralanıyordu. (Vay canına, dediğinizi duyar gibi oluyorum!)

Kız üniversitesi ilk mezunlarını 1917 yılında vermişti ki 18 kız mezun olmuştu.

Kızlar ders basıyor!

1919 yılında hocaların hem erkek hem de kız talebelere ders vermesinin işleyişte zorluk çıkardığı gerekçesiyle erkekler ile kızların aynı binada eğitim görmeleri istenmiş, tabiatıyla üniversite ve basında atışmalar baş göstermişti.

Mehmed Akif’in can dostu olan üniversite genel müdürü Babanzade Ahmed Naim ile birkaç hoca bu teklife karşı çıkmıştı gerçi ama Eğitim Bakanlığı, genel müdürlüğü kaldırınca muhalefet edecek kimse kalmamış, kız öğrenciler ise erkek öğrencilerin derslerine baskın yapmaya başlamış (inanılması kolay değil ama öyle!), böylece fiilen karma eğitime geçilmiş oluyordu. O kadar ki 1923 yılında Kimya bölümünden mezun olan 10 talebeden 4’ü kız olacaktı. Tabii çarşaflarıyla!

Kız üniversitesi girişimi, en azından halk ve bürokrasinin kızların üniversitede okumasına karşı olmadığını, aksine teşvik edildiğini göstermesi bakımından mühimdi. Mühim olan noktalardan biri de üniversitede henüz Cumhuriyet kurulmadan önce karma eğitime geçilmiş olmasıydı. Bu da kızların eğitimine önem veren anlayışın toplumda Cumhuriyet'ten önce neşvünema bulduğu anlamına gelir.

Gördüğünüz gibi tarih karşısındaki cahilliğimize payan yok. Batı’ya kiralanmış sömürgeci kafaların yazdığı tarihler, bizi kendi gerçekliğimize kör etmekte gayet mahir. Bunun için yerli beyinler yetiştirmek zorundayız. Tarihi, üvey babanın tasallutundan kurtarmak boynumuzun borcu olmalı.

Kaynak: Ekmeleddin İhsanoğlu, Darülfünun: Osmanlı’da Kültürel Modernleşmenin Odağı, IRCICA: 2010, s. 267-276.

Başa dön