MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 14 Ocak’taki Oniki Ada çıkışı bizden ziyade Yunanistan’da yankılandı. Bahçeli “Oniki Ada gasp edilmiş, Türk milletinden ayak oyunlarıyla çalınmıştır” demiş ve gözler yeniden Yunanistan’a çevrilmişti.
Beklenebileceği gibi Yunanistan bu sözlerden paniğe kapıldı ve Dışişleri Bakanlığı cevabında Oniki Ada’nın hukuki statüsünün Paris Konferansında belirlendiğini söyleyip Türkiye tarafından gerçekleşecek bir müdahalenin casus belli (savaş sebebi) sayılacağını hatırlattı.
Lozan’ın 15. maddesi Meis adası ile beraber İtalya’ya bırakmıştı Oniki Ada’yı. Adalar Paris’te İtalya’dan alınıp Yunanistan’a hediye edilmiş ama Türkiye’nin ağzını bıçak açmamış, hatta Başbakan Şükrü Saracoğlu evlere şenlik bir açıklama yaparak görüşlerini şöyle açıklamıştı:
“Başbakan (Saraçoğlu) Türkiye’nin dış siyasetine gelince son derece kesin bir ifade ile konuşarak ‘Türkiye’nin hiçbir komşusundan, hiç bir toprak talebi olmadığını, Oniki Adaya dair iddialar ileri sürmediğini, bunların Yunanistan’a verilmesine hiçbir surette muhalefet etmeyeceğini söyledi.” (Cumhuriyet, 30 Nisan 1946)
Meğer Oniki Ada İtalya’ya verildiği esnada Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü de Lozan ‘da Venizelos’un kulağına eğilip şunları söylemiş:
“İsmet Paşa hazretleri kendisine Garbi (Batı) Trakya Türkiye’ye takdim edilse bile Türkiye’nin bunu kabul etmeyeceğini söylemiştir.
Venizelos Türkiye’nin Akdeniz’deki Yunan adaları üzerindeki emellerinden de bahsederek Türkiye’nin bu adalar üzerinde hiçbir emeli olmadığını söylemiş ve bu sözünü o Lozan’da İsmet Paşa’nın mezkûr adaların Yunanlılığını bila müzakere (yani müzakeresiz) kabul etmiş olduğunu hatırlatmak suretiyle teyid etmiştir.” (Cumhuriyet, 12 Şubat 1930)
Özetle Venizelos’un kulağına şunları fısıldamış İnönü:
1) Batı Trakya bize verilse bile almayacağım,
2) Akdeniz, yani Adalar Denizi’ndeki Yunan adaları üzerinde hiçbir emelim yoktur,
3) Bu adaların Yunanlılığını tartışmasız kabul ediyorum.
Yıllardır ‘Lozan’da verilen sözler’ derken tam da bunları kast ediyorduk işte
Bu ‘ver, kurtulcu’ maraziliğin bir de şahikası var ki elhak kimse eline su dökemez.
7 Haziran 1926 tarihinde Türkmen kardeşlerimizin yaşadığı ve altından 4 milyon varil petrol fışkıran Musul, Ankara Antlaşmasıyla İngiltere mandası altındaki Irak’a bırakılmıştı ama Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras TBMM’de kürsüye çıkıp toprak kaybedişimizin tasdik edilişi şerefine CHP milletvekillerine bir teşekkür konuşması yapmış ve aynen şöyle demişti:
“Sınır üzerinde bize 1,000 kilometrekare miktarında lehimize tadilat ilavesini teklif ettiler. Esas davamızın böyle 1,000 veyahut 2,000 kilometrekare arazi davası olmadığını söyleyerek bu teklifi reddettik” (TBMM Tutanakları)
Bir başka deyişle İngilizler Musul hazinesini kendilerine bağışlamamızın karşılığında bize Irak sınırından 1,000 kilometrekare toprak vermeyi teklif etmiş, mirasyedi diplomatlarımız ‘Bizim toprakta gözümüz yok, teşekkür ederiz, almayalım’ diye reddetmiş.
Vah ki vah!
İşte Devlet Bey’in “ayak oyunları” ile elimizden çıktığını söylediği Oniki Ada ve Meis’in Lozan’da İtalya’ya, 24 yıl sonra da Yunanistan’a hediye edilmesinin altında bu İngiltere’nin gölgesinden korkan ‘ver, kurtulcu’ yaklaşım yatmaktadır.
Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil meselenin içyüzünü 11 Kasım 1972 tarihli Milliyet’e şöyle açıklamış aslında:
“İngiltere, adalar konusunda Paris Konferansı hazırlanırken Ankara elçisi eliyle Türk hükümetine bu konferansa katılmasını bildirmiştir. Belki adaların hepsinin Türkiye’ye verilmesi bahis konusu değildir, ama bazıları üzerinde Türk yararlarına uygun incelemeler ve görüşmeler yapılabileceği inancındadır. Gördüğüm belgeye göre Dışişleri Umumi Kâtibi nezdinde yapılan bu teşebbüse Türk hükümeti cevap vermemiştir. Daha sonra İngiliz elçisi, bir ikinci teşebbüs daha yapmış, bu adalarda Türklerin de oturduğunu, hiç değilse bu açıdan konferansta Türkiye’nin de bulunmasını uygun gördüklerini söylemiştir. Hatta İngiliz elçisi, bu konferansa tam katılmamayı arzu ettiğimize göre, bir observer, yani müşahit [gözlemci] bulundurmamızı da telkin etmiştir. Bu da uygun görülmemiş olacak ki, hiç bir hareket yapılmamıştır. Bugün [ortaya] çıkan manzara, bunu doğrulayacak anlamdadır. Paris Konferansı ile adalar, tümüyle Yunanistan’a geçmiştir.”
Bunları okuyunca El-İnsaf! diyorsunuz değil mi siz de benim gibi.
Yazının hazin bir sonu olduğunu baştan söylemeliydim, kusura bakmayın, akıl edemedim.