Asparagas haber… Asparagasçı seni… Asparagas gazetesi…
İyi de yalan haber manasındaki asparagas Türkçeye hangi dilden misafir gelmiş? İlk defa kim kullanmış? Ve manası ne?
İşte asparagas’ın zihnime takılma süreci bu sorularla başladı.
Derken eski tüfeklerden Nezih Demirkent’in Sayfa Sayfa Gazetecilik adlı kitabında bir ipucu bulur gibi oldum. Tatminkâr olmamakla birlikte ipin ucunu çekebilmek için okudum:
“Asparagas kelimesinin sizler için bir mana ifade ettiğini pek sanmam. Halbuki bu kelime bizim mesleğimizde yalan haber karşılığı kullanılır. Yanılmıyorsam 1963 yılında bir gazetede masum bir haber çıkmıştı: Bebek sırtlarına yerleşen iki turist Asparagas ismi verdikleri çadırda değişik bir hayat yaşıyorlardı. Ne var ki, kısa sürede haberin yalan olduğu anlaşılmış ve bu mizanseni tertipleyen muhabir ile foto muhabiri işlerinden olmuşlardı. O günden sonra da yalan haberin karşılığı olarak “Asparagas” kelimesi bir meslek deyimi oluverdi.” (Altın Kitaplar: 1982, s. 247.)
Nezih Demirkent’in bu yazısı 26 Nisan 1981 günkü Hürriyet’te çıkmıştı. Dikkat ettiyseniz yazar, asparagas’ın mucidi olan gazetenin ismini zinhar zikretmemişti. Neden mi dersiniz? ‘Amerikalı milyonerin kızı fakir Türk gencine aşık oldu’ şeklindeki asparagas’ın atasının yayınlandığı gazete, kendisinin bir dönem yayın yönetmenliğini üstlendiği Hürriyet’tir de ondan.(!) Kendi ocağına laf kondurmama gayretkeşliği yani.
Necip Fazıl’ın bizzat kurucusu Sedat Simavi’nin ağzından aktardığı “fikri idam etme” düsturuyla yayın hayatına atılmış Hürriyet’in yalan haberler yaptığını ifşa eden gazeteci Celalettin Çetin hatıralarında meselenin aslını anlatınca zihnimdeki sisler dağılacaktı.
Şimdi olayın başına gidelim.
Hıncal Uluç’un kardeşi gazeteci Doğan Uluç’un Olaylar İçinde Olaylar-Kupa Ası adlı kitabına göre foto muhabiri Yurdaer Acar istihbarat servisine gelip elindeki fotoğrafları gösterir. Fotoğraflarda kovboy şapkalı bir genç adamla yanında bir genç kız görünüyordur. Hemen arkalarındaki derme çatma kulübenin kapısının üzerinde ise kuru kafa gibi korsan alametleri yanında “Azparagas” diye yazmaktadır. Uluç “Azparagasın anlamını sorar, muhabir “para az, gerisi gaz” cevabını verir.
Burada bir parantez açarak “usta gazeteci” Engin Konuksever’in ağzından bir sırrı aktaralım. Meğer kahramanlarımız 27 Mayıs darbecilerinden Haydar Tunçkanat’ın çocuklarıymış. Tunçkanat ABD’den bir otomobil getirtmiş. Üzerine “Azparagas” yazılan sözde “aşk kulübesi” de meğer o otomobilin sandığıymış.
Bitmedi, dahası var:
“Kız şalvar giymiş, önünde pompalı gaz ocağı var. O pompalı gaz ocağında yemek yaparken (gaz ocağını pompalarken) Yurdaer fotoğraf çekiyor. Fakirliklerinin ifadesi “az para” bir de gazocağının “gaz”ını ekliyorlar. Gecekondunun giriş kapısının üzerine de “Azparagaz” yazıyorlar… Bu da aşklarının ifadesi oluyor…” https://suleymanboyoglu.blogspot.com/2019/11/asparagas-basinin-diline-nasil-girdi.html
Şimdi parantezi kapatıp Doğan Uluç’u dinlemeye devam edelim:
“Olay birinci sayfadan yayımlandı ertesi gün. Yener ve Yurdaer maaş kadar ikramiye ile ödüllendirildi. Hürriyet'in rakibi Malik Yolaç'ın çıkardığı Akşam gazetesinde birkaç gün sonra manşetten bir haber: “Hürriyet'in yalanı. Amerikalı teneke kralının kızı aslında bir Türk deniz ataşesinin kızı. Yanındaki da ağabeyi. Azparagaz yazılı odacık da ataşenin Kanada'dan dönerken getirdiği buzdolabı, çamaşır makinesinin karton ambalajı.”
Haberin yalan olduğu ortaya çıkınca Hürriyet’in yayın yönetmeni küplere biner ama olan olmuştur ve bu son olmayacak, hatta benzer haberler malum gazetede hız kesmeden yer almaya devam edecektir.
“Amerikalı milyoner kızı Betty bir Türk gencine âşık”
Şimdi madalyonun öbür yüzüne geliyoruz; yani “Amerikalı milyonerin kızı ile aşkı yaşayan Türk” kurgusunun nasıl ifşa edildiğine. Olayın kahramanı gazeteci Celalettin Çetin anlatsın.
Olayın 1963’te değil, beş yıl sonra yaşandığını savunan Celalettin Çetin İşte Babıâli adlı kitabında o asparagas haberi nasıl deşifre ettiğini şöyle anlatır:
Sabahleyin Akşam gazetesindeki masasında günlük gazeteleri okumakta olan Çetin’i Türk Haberler Ajansı’ndan Kadri Kayabal arar ve Hürriyet’teki asparagas’ı haber verir, haberin geçtiği yerin Etiler olduğunu söyler ve gidip bu aslı astarı olmayan hikâyeyi ortaya çıkarmasını ister.
Bir foto muhabiriyle birlikte arabaya atlayıp Etiler’e giden Çetin yolda gördüğü başörtülü bir kadına “Teyze, burada bir Amerikalı kız varmış…” diye sorma gafletinde bulununca okkalı bir tükürüğü yemekten arabanın camını fazla açmadığı için kurtulacaktır. Kadın ona “utanmaz” da der, “rezil” de. Haberin uydurma olduğunu söyler. Üstelik kız Amerikalı değil, mahallenin kızı Gülizar’dır. Oğlan da mahallenin çocuğu ve kızın akrabasıdır. “Kendi aralarında eğlenirler, hepsi bu” deyip onları nerede bulacaklarını tarif eder kadın.
Celalettin Çetin de gider ve gazetede Amerikalı milyonerin kızı diye sunulan Gülizar’ı kendi gözleriyle görür ve kendi deyişiyle dünya başına yıkılır. Gazeteye dönüp olayı mizahî dille kaleme alır.
Ertesi gün Akşam gazetesinin manşetinde “Gülizar’ı nasıl Betty yaptılar?” başlığı okunmaktadır. Yanında da “Nasıl bir aşk hikâyesi uydurdular?” başlığı.
İşte o başlıktan itibaren “Azparagas” ismi bu tür haberlerin genel ismi olarak yayılacak ve Hürriyet gazetesi, sonradan Günaydın ve Tan gazeteleri ile zirvesine çıkacak olan asparagas haberlerin mucidi olarak ‘haklı’ bir şöhrete nail olacaktır. Meğerse yalan haberlerin sayfalara akmasının sebebi, “büyük patron” Haldun Simavi’nin özel haber, atlatma haber yazanlara prim verileceğini duyurmasıymış.
Ne kadar yalan, o kadar köfte, sizin anlayacağınız. “Fikri idam etmek” de bundan başka bir şey midir?
