Suriyeliler konusunda gerçekçi olalım

Ben birkaç kez Suriye sınırındaki mülteci kamplarına gittim. 

Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarla terörden arındırdığı bölgelerde bulundum. 

Son 7-8 aydır da; "MİT burada organize oluyor, yakında Esad’a karşı güçlü bir ayaklanma başlatılacak." minvalinde bir söylentiyi oralardaki bağlantılarımızdan duyuyorduk.. 

Açıkçası Türkiye’den bölgeyi okumaya çalıştığınızda o havayı net sezinleyemiyordunuz.

Ancak hep bir fırtına öncesi sessizlik havası hakimdi bölgede…

Ve sonunda oldu. 

Artık yıkılmaz denilen, arkasında Rusya var denilen, Çin’in desteğini aldı denilen,

İran en güçlü müttefiki denilen Esad, 14 günde yıkıldı.

Artık Suriye’de yeni bir dönem başladı. 

Bu tarihi sürece dair kusursuz okumayı bugünden yapmak imkansız. 

Zaman ne getirecek ne götürecek bilinmez. 

Peki Suriye’deki yeni gerçekliğin kısa vadede hiç mi sonucu olmayacak?

Yekten sorayım. Türkiye’de 13 yılı aşkın bir süredir yaşayan milyonlarca Suriyeli sığınmacı ülkesine dönecek mi?

Ya da sosyal medyada anlatıldığı şu an yoğun bir dönüş trafiği var mı?

İlk önce şunu söyleyeyim. 

Sosyal medyada anlatıldığı gibi şu anda yoğun bir dönüş söz konusu değil.

Pazar akşamından bu yana Türkiye-Suriye sınır hattındayım, zaman zaman da sınırın Suriye tarafına geçiyorum. 

Evet geri dönüşler var ancak bu çok kısıtlı bir oran. 

Zaten aksi de düşünülemez.

Sorun burada bunun aksi bir durum varmış, Suriyeliler çok yoğun bir şekilde ülkelerine dönüş yapıyorlarmış gibi bir algı çalışması yapan isimsiz sosyal medya hesaplarında!

Elbet bir gün bu isimsiz hesaplar konusunu da yazacağım…

Neyse…

Biz konumuza dönelim…

Türkiye sürece hakim.

Ankara belki de 13 yıldır hiç olmadığı kadar Suriye konusunda sakin ve akılcı. 

Bizim de bu noktada makulü görmemiz gerekiyor. 

Ülkemizde yaşayan Suriyelilerin bir anda geri dönmesini beklemek, hayatın gerçekleriyle bağdaşmıyor.

Bu insanlar burada bir hayat kurdular. 

Çocukları okula başladı.

Kimisi iş kurdu kimi çalıştığı iş yerinde yönetici pozisyonuna yükseldi kimi de tüm yatırımını Türkiye’ye yaptı… 

Kimisi burada evlendi kimisi anasını, babasını, evladını burada toprağa verdi….

Hiç Suriye’yi görmemiş bir jenerasyon var artık.

Hal böyleyken bir anda insanların her şeyi bir kenara atarak Suriye’ye dönmesi akılcı değil.

Mümkün de değil. 

Evet güçlü bir geri dönüş dalgası yaşanacaktır.

Ancak bu beklenildiği ya da özellikle sosyal medyada yansıtıldığı gibi hemen ve yüzde 100 olmayacaktır. 

Bu bir süreç meselesidir.

Aksi beklenti oluşturmaya çalışanlara karşı da dikkatli olmak gerekir…

Efendiler! Siyaseti Çirkinleştirmeyin…

Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarının tamamına şahidim. 

Evet, Erdoğan’a oy verdiğimi de sosyal medya hesaplarımdan açık açık dile getirmiş biriyim.

Ailemde, iş hayatımda ve özel yaşantımda görüştüğüm insanlar arasında da Sn Erdoğan’ı destekleyenlerin sayısı oldukça fazla. 

Ancak, rahatsız olduğum bir konuyu da dile getirmeyi başta gönülden Sn Erdoğan’a karşı sevgi besleyen bu toprakların insanlarına karşı borç bilirim. 

Çünkü sosyal medyada öyle bir güruh oluştu ki; Sn Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi çizgiyle uzaktan yakından ilişkisi yok. 

Çünkü sosyal medyada öyle bir güruh oluştu ki; en büyük zararı Sn Erdoğan’a ve Sn Erdoğan’a gönül veren samimi insanlara veriyorlar! 

O yüzden bu satırları yazmak benim için hem bir etik meselesi hem de net bir reddediştir!

Bu hafta sonu Sn Dilek İmamoğlu, TT’den düşmeyen isimlerden birisiydi.

Nedenini sanırım bu yazıyı okuyan herkes biliyordur.

Roma’da arkadaşlarıyla şarkı söyleyerek gezdiği bir video, sosyal medyada hızla yayıldı.

Dilek Hanım’ın bu videosu üzerinden Ekrem İmamoğlu’na karşı bir propaganda yürütüldü.

Şimdi gelelim itirazıma…

Bu ülkede ailesine en çok iftira atılan, ailesi üzerinden yakışıksız söylemlerle en çok zayıflatılmaya çalışılan isim, şüphesiz Sn Erdoğan’dır. 

Bu tür kampanyalar ne zaman başlatılsa makul olan herkes bu tür bir siyasetin yanlış olduğu noktasında hemfikir oldu. Olmalıydı da…

Siyasetçiler fikirleriyle ve hizmetleriyle değerlendirmeli.

Aileleri ve yaşam tarzlarıyla değil! 

Bu çirkin kampanya Sn Erdoğan’ın ailesine yapıldığında nasıl sesimizi yükseltiyorsak Sn İmamoğlu’nun ailesine veya başka bir siyasetçiye yapıldığında da aynı derecede sesimizi yükseltmeliyiz!

Çünkü bu siyaset değil, çukurdur!

Dilek Hanım gayet eğitimli, kültürlü ve kendi ayakları üzerinde durabilecek güçlü bir kadın. Muhtemelen soyadı İmamoğlu olmasa da yaşam tarzı bugünkünden farklı olmayacaktı. Ve şunu asla unutmayalım; soyadının İmamoğlu olması, bize Dilek Hanım’ın yaşam tarzını eleştirme hakkını vermiyor. Bizi de zerre ilgilendirmiyor.

Siyasetin konusu aileler değildir, olmamalı! 

Bu çirkin siyaset senin gönül verdiğin politikacıya karşı yapıldığında ses çıkarmak kolaydır.

Bizden olmayana karşı yanlış yapıldığında ses çıkarabiliyorsak, korkmadan itiraz edebiliyorsak işte bu bizi insan yapandır.

Dilek İmamoğlu’na yapılan yanlıştır! 

Umarım Bu Başlangıç Olur…

Cumhurbaşkanı Erdoğan pazartesi günü kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, binlerce aileyi ilgilendiren bir müjdeyi açıkladı.

Şimdi biraz zamanı geri saralım…

Kasım ayı…

G20 Zirvesi dönüşü Cumhurbaşkanlığı uçağında gazeteciler olarak Sn Erdoğan ile soru cevaba başlamıştık.

O sırada konu diyabet hastalarının kullandığı cilt altı sensörlü glikoz izlem cihazlarına geldi.

Sosyal medyada muhakkak görmüşsünüzdür ucunda küçük bir iğnesi olan, kolun arka kısmına uygulanan bir cihaz. 

Vücuttaki glikoz oranını izliyor ve sizi uyarıyor.

Yanlış bilmiyorsam da bir cihazın kullanım süresi ortalama 2 hafta kadar. 

Fiyatları da 5 ila 10 bin TL arasında değişiyor. 

Ancak cilt altı glikoz takip cihazları, SGK geri ödemesi kapsamında değil.

Bu da kimi durumlarda hayati öneme sahip bu cihazları herkes için ulaşılabilir olmaktan çıkarıyordu.

Sn Erdoğan, Brezilya dönüşü uçakta bu konuyu bilhassa kendisi yakından takip ettiğini, özellikle çocukların kullanımı noktasında adım atılması için çalışmalar yapıldığını söylemişti. 

Peki neden özellikle çocuklar?

Diyabet oldukça zor ve riskli bir hastalık.

Kesin bir tedavisi yok. Tek çözüm ömür boyu perhiz… 

Yetişkinler için bile oldukça zorlayıcı olan diyabet perhizlerinde çocukları takip etmek imkansıza yakın. 

Hal böyle olunca da bu cihazın önemi özellikle çocukların kullanımı noktasında kat kat artıyordu.

Sn Erdoğan sözünü tuttu.

TİP -1 diyabet hastası 18 yaşının altındaki çocuklar için cilt altı glikoz takip cihazlarının SGK geri ödeme kapsamına alındığını açıkladı. 

Ailesinde diyabet hastalığı öyküsü olan, bu hastalığın ne illet takibinin ise ne zor olduğunu iyi bilen birisi olarak bu habere oldukça sevindim.

Umarım en kısa sürede, yaş sınırı olmaksızın ihtiyaç duyan tüm diyabet hastalarının kullanımında cilt altı bu sensörler SGK kapsamına alınır…

Başa dön