Bu yazı benim için tarihe not niteliğinde.
Coğrafyamız ateş çemberi haline gelmiş durumda.
Gönül coğrafyamız ise çoktan ateşlere teslim olmuş.
Filistin’de son bir yılda yaşanan katliam hepimizin hayatlarında derin yaralar açtı.
İçeride de uzun süredir hava oldukça puslu.
Ekonomik daralma ve fiyat artışları, siyasi belirsizlikler, art arda yaşadığımız travmatik toplumsal olaylar derken bir hayli yıprandık.
Gençlerin deyimi ile “çok cringe” bir söylem ama aynı zamanda bir gerçek ki; ülkemiz ve dünya tarihi bir süreçten geçiyor.
Türkiye, yakın coğrafyası ateş çemberine dönmüşken izlediği barışçıl dış politika ile özellikle halkların sevgisini kazanmış durumda.
Bunu oturduğum yerden söylemiyorum.
Rusya – Ukrayna savaşında Ukrayna’ya gittim.
İsrail’in Filistin’e karşı işgal operasyonu başladığında hemen sınır hattındaydım.
Oradan yine Filistin halkının zulümden kaçmak ve insani yardıma ulaşmak için toplandığı Mısır sınırına gittim.
İsrail hukuksuzca Lübnan’a girdiğinde Lübnan’daydım.
İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin helikopteri düştüğünde İran’daydım.
Türkiye, daima zor günler yaşayan halkların yanında olmayı bildi.
Bu söylediğim duruş kolay olmuyor.
Güç gerektiriyor, irade gerektiriyor, kararlılık ve cesaret gerektiriyor.
Türkiye bunu Sn Erdoğan’ın liderliğinde başarıyor.
Şimdi gelelim kitabın ortasına ve bahsettiğim kötülüğe!
Sırf Cumhurbaşkanı’nı protesto ettiği için insanları tutuklamak olmadı. Şiddet yok, tehlikeli bir girişim yok sadece birkaç slogan…
Evet TRT World Forum’da Sn Erdoğan’ı protesto edenlerden bahsediyorum. Protestoya karışan 9 kişi tutuklandı.
Protestocuların iddiası, Türkiye’nin İsrail ile ticaretini devam ettirdiği noktasındaydı.
Süreç doğru yönetilebilse algının tam tersi oluşturulabilecekken yapılabilecek neredeyse tüm hatalar yapıldı.
Protestocular haksız bir şekilde tutuklanınca birkaç saat içerisinde unutacağımız bir olay büyüdükçe büyüdü ve Türkiye günlerdir bunu konuşuyor.
Siyasi hayatının en başından bu yana Filistin konusunda bir milim geri adım atmayan Sn Erdoğan, hiç anılmaması gereken cümlelerin içinde anılıyor.
Ve ne yazık ki tarih, bu yaşananları yazacak.
İnsanlığı, liderliği, başardıkları ve verdiği mücadeleler ile anılacak Sn Erdoğan’a ve hatta ailesine yapılacak en büyük kötülük yapılıyor.
Adalet mekanizmasının verdiği kararlar, sayısı hiç de azımsanmayacak kadar insanın kalbinde yaralar açıyor.
Başta Sn Yılmaz Tunç olmak üzere adalet terazisini elinde tutan herkesin, bu süreçte hassasiyetleri gözetmesi gerekiyor.
Beşinci kol faliyeti için pusuda bekleyenlere fırsat vermeyin.
Tüketiciye Haksızlık, Rekabete Darbe
Türkiye’nin yurt dışından alışverişte 30 euro gümrük muafiyeti sınırı, tüketiciyi cezalandıran bir karar olarak karşımıza çıkıyor.
Vergi oranlarının yüksekliği ve kargo ücretlerinin de dahil edilmesiyle, bu sınır, ithalatı değil, bireysel tüketiciyi hedef alıyor.
Rekabetin özü, tüketicinin tercihlerine saygı duymaktır.
Bu kararla tüketici tercihleri göz ardı ediliyor.
Bir ürün yurt dışında daha uygun fiyatla tüketiciye sunuluyorken yurt içinde fiyatlar daha yüksekse bunla mücadele etmenin yolu bu mudur?
Serbest piyasa ekonomisi, rekabet kuralları bunun neresinde?
Dijital çağdayız. Artık sınırlar haberleşmede de yok ticarette de.
Dünya bu konforu yaşarken siz regülasyon adı altında getirdiğiniz bu düzenlemelerle sınırlarınızda kocaman duvarlar örüyorsunuz.
Evet, vergi gelirlerine ihtiyaç olabilir.
Ancak bunu sağlamak, tüketiciyi mağdur ederek değil, piyasa düzenini geliştirerek ve yerli üreticiyi gerçek rekabet ortamına hazırlayarak mümkün olabilir.
Ders almıyoruz.
Aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz.
O yüzden hatırlatmayı kendime vazife biliyorum.
Dünya gerçeklerine göz yummak bizlere kazandırmayacak.
Düzenleme adı altındaki görünmezlik pelerinine saklanmış yasaklar bizleri başarıya götürmeyecek.
Vatandaşın taleplerine göz yummak, kulak tıkamak uzun vadede büyük sorunlar doğuracak.
Tüketiciler bir yük değil, ekonominin can damarıdır.
Tüm bu tartışmalar arasında kaybeden yine biziz; tüketici, rekabet ve özgür alışveriş hakkı.