Her geçen gün daha büyük bir aile oluyoruz.
Telefonuna gelen bir linkle yazımızı okuyanlar, eleştirenler, takdir edenler, yorum yapanlar... Her birinize binlerce kez teşekkür ederim.
16 yıldır medya sektöründeyim.
Bu süreçte çok şeyler gördüm, çok şeyler yaşadım.
Bazen güzel bir projeyi anlatırken de sürçülisan ettiğimiz de oldu.
Ancak doğrular ve yanlışlar eşliğinde, deneye yanıla bugünlere geldik.
Teşekkürler Sn Vali
Geçtiğimiz hafta, İstanbul Valisi Sn. Davut Gül'ün davetiyle çok anlamlı bir etkinliğe katıldım: İstanbul Çocukları Vakfı'nın tanıtım toplantısı.
Dertli insanın hali başka.
İşte bu vakıf da yıllardır var olan ama harekete geçirilmesi gereken bir potansiyeli temsil ediyordu.
Kimse onlara "Bu işi neden yapmadınız?" diye sormazken, Sn. Davut Gül ve eşi Gülden Gül, büyük bir fedakarlıkla harekete geçtiler.
Yetim, gariban, zeki ve dezavantajlı çocuklara dokunabilmek için samimi bir niyetle yola çıktılar.
Toplantıda Sn. Davut Gül ve Nurullah Genç sahnede projeyi anlattılar.
Nurullah Bey zaman zaman hikayelerle anlatımı zenginleştirdi.
Katılımcılar arasında Ali Koç’tan Fuat Tosyalı’ya kadar önemli isimler vardı.
Projenin içeriği kadar, bu kadar geniş bir desteğin sağlanması da takdire şayandı.
Niyet zaten çok sahici ve anlamlıydı, projeyle birlikte muhteşem bir iş ortaya çıktı.
Bir Sözün Ağırlığı
Barcelona uçuşundan önce Serkan Kalemciler ve Cengiz Er ile oturuyoruz.
Yanımızda bir hanımefendi saatini kaybetmiş, telaşla arıyor. Bizim ekipten biri, "Saatinizi görevli aldı, muhtemelen kayıp eşyaya teslim etti" diyor.
Hanımefendi ne bir rahatlama yaşıyor ne de gülüyor. "Teşekkür ederim" diyor sadece. Bizim ekipten biri espri yapıyor: "Helal malmış, bulundu."
Hanımefendi derin bir nefes alıyor ve şu cümleyi kuruyor: "Bu devirde helal mal çok zor..."
Beynime kazındı o an.
Sabahın erken saati, uykusuzluk, seyahat koşturmacası derken bir cümle beni allak bullak etti. Kimi insanlar için bu dünya şartlarında helal malın bile bulunması bir mucize gibiydi.
O an, o sözü söyleyen hanımefendinin annesini, babasını tebrik etmek istedim.
Böyle bir farkındalığı olan insan yetiştirdikleri için...
Zorlu Holding CEO’su ve Gözaltı
Bazen öyle olaylar olur ki, toplumun farklı kesimleri nadiren de olsa aynı noktada buluşur. Zorlu Holding CEO’sunun attığı e-posta, işte tam da böyle bir şeyi başardı.
Herkes bir noktada buluştu: Gerçeklerden kopmuş, ürün sattığı kitleyi tanımayan bir CEO.
Evet, iyi okullarda okumuş olabilir.
Harika eğitimler almış olabilir.
Ama halkın nabzından bu kadar uzak olan bir şirket yöneticisi, nihayetinde ne kadar başarılı olabilir?
Olayın başında gelen tepki doğruydu.
Sosyal medyada, sokakta, kahvehanelerde, ofislerde insanlar "Böyle bir zihniyet olabilir mi?" diye sordu.
Ancak işin rengini değiştiren nokta, hakkında başlatılan soruşturma oldu.
Toplumun tepkisini dile getirmesi, eleştirisini yapması en doğru haktır.
Hatta boykot bile.
Ama hakkında başlatılan adli soruşturma ona büyük bir mağduriyet can simidi verdi.
Peki, ne olacaktı?
Gözaltına alınsa ne olacaktı?
Cezaevine girse ne fark edecekti?
Bu yapılan saygısızlığa toplum en iyi cevabı zaten vermişti, vermeye de devam edecekti.
Ancak ceza, kabahatin derecesini geçmemeli.
Adalet bizim harcımız, dünümüz, bugünümüz, yarınımız.
Adalete sımsıkı sarılmak zorundayız.
Adalete zerre tereddütsüz güvenmek zorundayız.
Ola ki adaletten şüphe edersek, ola ki adalete güvenimizi kaybedersek…
İşte o zaman sosyal birliğimizi hedef alan atom bombasını ateşlemiş oluruz.
Yapmayın…
Umarım Hz. Ömer’in adaletini özleyenlerden olmaktan çok, onu yaşayanlardan oluruz.