Bir Geçmiş Olsun Mesajı…

Herkese merhabalar…

Haftayı kapatıyoruz. Son iş günü.

Tabii bizim de yazı günümüz.

Öncelikle geçtiğimiz günlerde kalp krizi geçiren Yılmaz Özdil’e buradan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yılmaz Özdil’in YouTube yayınlarını izliyorum. Açıkçası ben bir yayıncı gözüyle son derece çalışılmış, teknik anlamda da başarılı buluyorum.

İçeriğine, fikirlerine katılırsınız katılmasınız o sizin dünya görüşünüz.

Ben şahsen Yılmaz Özdil ile çoğu konuda farklı düşünüyorum.

Ancak meslek kariyerinde çeyrek asrı çoktan devirmiş, ülkenin yetiştirdiği kalemi en kıvrak isimlerden birisidir Yılmaz Özdil.

Tekrardan kendisine geçmiş olsun diliyor, en kısa zamanda YouTube videolarıyla geri dönmesini diliyorum.

Biz geçelim konularımıza…

İletişim Gücü Doğru Kullanıldığında…

Geçtiğimiz akşam hepimizi sevindiren haber geldi.

Ateşkes…

HAMAS’ın ateşkes sonrası yayınladığı bildiride Türkiye’ye ilk sırada teşekkür etmesi dikkatinizi çekmiştir.

Yayınlanan bildiride Türkiye’nin teşekkür listesinin başında yer alması tabii ki anlamlı bir mesaj içeriyor.

Peki bu Gazze konusunda Türkiye’yi mesnetsizce eleştirenleri susturacak mı?

Hayır…

Onlar nasılsa yine bir bahane ile Sn Erdoğan’ı, hükümeti, Türkiye’yi eleştireceklerdir.

Neyse biz dar bakış açısına hapsolmayalım.

İsrail, bir buçuk yıldır Gazze’de çok büyük bir katliam gerçekleştirdi.

Şehit sayısı neredeyse 50 bini buldu.

Türkiye ise sürecin en başından bu yana hem diplomasi yoluyla, hem medya yoluyla hem de STK’lar yoluyla legal zeminde topyekün bir mücadele sürdürdü.

Mesela Sn Emine Erdoğan…

Dünya kamuoyunun ilgisini Gazze’ye çekebilmek adına süreç boyunca sayısız etkinliğe ev sahipliği yaptı.

Dolmabahçe Sarayı’nda birçok ülke liderinin eşlerini misafir etti.

Gazze konusunda birlik mesajları verildi.

Emine Hanım, hem Türkiye’de hem de yurt dışında kamuoyunun dikkatini Gazze’de yaşanan katliamlara çekmek adına çok büyük bir efor sarf etti.

Siyasetçiler kadar eşleri de tarih boyunca hep kamuoyunun önünde olmuş, her adımları takip edilmiş, ne diyecekleri merak edilmiştir.

Yani aslında kamuoyu oluşturma, toplumun ilgisini çekme güçleri yüksektir.

Kimisi bu ilgiyi kendi siyasi kariyerini oluşturmakta kullanmış, kimisi marjinal grupların sözcülüğünü üstlenmiş, kimisi moda ikonu olmayı tercih etmiştir.

Emine Hanım ise kamuoyundaki etki gücünü, toplumsal olaylara dikkat çekmek amacıyla kullanmayı seçti.

En yakın örneği ise Gazze konusundaki çalışmaları…

Sıfır atık, kadın istihdamı, aile olgusunun yaşatılması, Afrika halklarının sömürgeler altındaki dramı, hatta ata tohumlarının sürdürülebilirliği…

Türkiye’nin ve dünyanın belki de birkaç yıl sonra ciddi ciddi tartışmaya başlayacağı birçok konuda Emine Hanım büyük bir emek harcıyor.

Üstelik bunları yaparken de iletişim kanallarını da çok iyi kullanıyor.

Doğru yerde doğru insanlarla bir araya gelerek konuşulmasını istediği konuyu medyaya taşımasını biliyor.

Kendi dijital iletişim kanallarını da oldukça aktif ve mesaj odaklı kullanıyor.

Üzerindeki kamuoyu ilgisini, basın gücünü, cemiyetteki etkisini siyasetten arındırdığı için…

Toplumun hatta dünyanın göz ardı ettiği konuları gündemde tutmaya çalıştığı için…

Etkin azınlıkların değil, sessiz vicdanların sesi olduğu için…

Ben Emine Erdoğan Hanım’a teşekkür ediyorum.

Bul Aracıyı Al Parayı…

Bu köşeyi emanet aldığımdan bu yana daima toplumun sesine kulak vermeye çalıştım.

O nedenle hemen hemen her mesajı, her maili, gelen her yorumu bizzat takip ediyor ve önemsiyorum.

Yine çok sık duyduğum konularından bir tanesinin peşine düştüm.

Eş dost, eski tanıdık kim varsa sordum, soruşturdum.

Meğer neler dönüyormuş neler…

Malum irili ufaklı birçok şirket devlet kurumlarından iş alıyor.

Tamam ne var bunda alabilir. Evet…

İş hakkıyla teslim ediliyor.

Evet… Olması gerektiği gibi…

İşi üstlenen firma, kendisine işi teslim eden devlet dairesinden ücretini talep ettiğinde ise işin rengi değişiyor.

Devlet kurumlarıyla iş yapan firma parasını ya zamanında alamıyor ya da hiç alamıyor.

Milyonluk iş yapan firma parasını tahsis edemeyince de iş iflasa kadar gidiyor.

İşte burada da devreye bazı tipler gidiyor.

Siz adına fırsatçı mı diyorsunuz, komisyoncu mu diyorsunuz artık ne derseniz.

Alacaklı firmaya ulaşan bu tipler “Biz paranızı tahsis ederiz, tanıdıklarımız var ama siz de bizi görün” diyor…

İflasın eşiğindeki firma sahibi de son çare bu komisyoncuların ağına düşüyor.

Benim anladığım kadarıyla da bu paraları bir şekilde tahsil ediyorlar.

Bu işin elbette sözleşmesi, bağlayıcı yasal anlaşmaları mevcut.

Ancak pratikte de sistemsel açıklar mevcut ki etrafından dolananlar duyuluyor…

Bu sistemin sağlıklı olmadığı aşikar.

Umarım gerekli düzenlemeler ve tedbirlerle en kısa sürede bu iş takipçiliğinin de önü kesilir.

Her Şey Reyting İçin mi?

Bazen öyle şeylere denk geliyoruz ki “Yuh artık” kelimesinden başka bir ifade hissettiklerimizi anlatmaya yetersiz kalıyor.

Ben programı izlemedim. Ama sosyal medyada videosunu izledim.

Zahide Yetiş’in programında yaşananlardan bahsediyorum.

Eşinin kendisini aldattığını düşünen bir bey söz konusu.

Zahide Hanım da bu beye, eşi olduğu iddia edilen bir kadının mahrem görüntülerini izletiyor. Beyefendinin eşini teşhis etmesini istiyor.

Yahu ne oluyoruz Allah aşkına…

Her şeyi bu kadar kolay normalleştirmeyin.

Her şey reyting, her şey içerik malzemesi değildir, olamaz…

Özellikle TV yöneticileri, yapımcılar, programcılar…

Herkes üzerine düşen sorumluluğunun bilincinde olmalı.

E bu ülkede RTÜK yok mu Adem?

Var elbette.

Üstelik bu konularda neredeyse sıfır tolerans ile çalışıyor RTÜK.

Ancak RTÜK’ün yaptırım gücü de ne denli caydırıcı oluyor bu kanallar üzerinde bilemiyorum.

Vallahi kimin yerinde olmak istemezsin Adem diye sorsanız düşünmeden sayacağım isimler arasında RTÜK Başkanı Ebubekir Bey de var.

Ebubekir Bey elinden gelen her şeyi yapıyor.

Medya yetkilileriyle buluşmalar düzenliyor, paneller düzenliyor, medyaya yönelik konferanslara katılıyor ve hemen hemen hepsinde de toplum değerlerine ve hassasiyetlerine saygılı yayıncılığın altını çiziyor.

Sonuç?

İzlerken kanımızın donduğu ama çoluk çocuk herkese açık kanallarda yayınlanan içerikler.

Biz zihniyetlerimizi değiştirmedikçe denetleyici kurumları sınırsız yetkilerle donatsak ne fark edecek ki ?

Başa dön