AK Parti’de Yeni Dönem

Herkese haftanın tam ortasından merhaba diyorum.

Öncelikle kocaman bir özürle başlayacağım yazıma.

Antarktika seyahati üzerine Londra ziyareti bir parça zaman mekan duygumu kaybettirdi desem yeridir.

Biraz mental bolca fiziki yorgunluk beni nakavt etti. O yüzden de geçtiğimiz hafta cuma günü sizlerle bu köşede buluşamadık. Tekrar özrümü kabul buyurun…

Neyse ki işler biraz sakinleşti, Ramazan’ın da etkisiyle yoğun takvimimiz daha rutin bir hale geldi. Şimdi biraz heybemizdekileri sizlerle paylaşma zamanı.

Bugün iki konuyu paylaşmak istiyorum. AK Parti’nin büyük kongresi ve haftalardır beklenen, konuşulan derbi…

Dilerseniz kronolojik ilerleyip, AK Parti kongresi ile başlayalım.

Öncelikle bir talihsizlik…

Son 3 yılın en sert kış günlerine denk geldi kongre.

Hal böyle olunca da tanıdığım birçok isim, kongre için Ankara’ya ulaşamadı.

Biz de ekip olarak tüm hazırlıklarımızı yapıp yola çıktık.

Bizim ekip ki kışın ortasında Türkiye turu yapmış, 3 yılda yurdun tamamını 2 kez dolaşmıştır.

Ama gelin görün ki Bolu’ya yaklaştığımızda bastıran kar bizi de kongreden alıkoydu.

Tabii ki kongreyi başından sonuna kadar TV ekranından tüm detaylarıyla takip ettim.

Hatta salonda bulunan Ankaralı meslektaşlarımla da zaman zaman telefonda istişareler yaptık.

Öncelikle biraz işin magazini…

AK Parti bu salon organizasyonları meselesini aşmış.

Sahne organizasyonu, sahne arkası, oynatılacak videolar, salonun coşkusunu ayarlama…

Bilen bilir; bu tarz organizasyonlarda en büyük sıkıntılar genelde oturma düzenlerinde yaşanır.

20 yılı aşan tecrübe, siyasette olduğu kadar organizasyon yeteneklerinde AK Parti’yi başka bir sınıfa taşımış durumda.

Salondaki dostlardan da duyduğum dişe değer en ufak bir aksilik yaşanmadı.

Kusursuza yakın bir organizasyon.

Gelelim işin siyasi tarafına…

Kongrede Cumhurbaşkanı Sn Erdoğan’ın konuşmasını hepimiz dinledik.

Buradan herkes farklı yorumlar çıkarabilir, herkes üzerine düşen mesajı alabilir.

Üzerine fazla bir şey söylemeyeceğim.

Tabii kongrede en çok konuşulan, revizyona uğrayan A takımı oldu.

AK Parti MKYK’sında da MYK’sında da yeni isimler gördük.

Birçok kişi şaşırdı.

Bazıları ters köşe oldu.

Kimileri ise eleştirilerini dile getirdi.

Elbette listelerden memnun olanların sayısı daha fazlaydı…

Ama şunu özellikle memnuniyetsizliğini dile getirenlere hatırlatmak isterim.

AK Parti’nin teknik direktörü Sn Erdoğan’dır.

Atağa çıkılması gerekiyorsa da defans yapılması gerekiyorsa da buna Sn Erdoğan karar verir.

O yüzden MKYK’daki isimleri de MYK’daki isimleri de eleştirirken bu gerçeği unutmayalım.

İsterseniz pazar gününün en çok konuşulan bazı isimlerine odaklanalım.

Mesela teşkilatlardan sorumlu isim Ahmet Büyükgümüş.

Burada şaşılacak ne var, çok anlamış değilim.

Ahmet Büyükgümüş bu partinin teşkilatlarından yetişmiş,

Sabahlara kadar sokak sokak dolanıp bayrak asmış.

Bu partide gençlik kolları başkanlığı yapmış, milletvekilliği yapmış, bu partinin evladı.

Ahmet Büyükgümüş ismine şaşıranlara sormak istiyorum.

Mesela Ahmet Büyükgümüş değil de kim gelse şaşırmazdınız?

Ben şahsen Ahmet Büyükgümüş ismini oldukça isabetli buldum.

Hiçbir mesaj vermiyorsa bile, AK Parti teşkilatlarında bugün bayrak asan gençlere

İlham kaynağı oluyor…

Yine günün Trend Topic isimlerinden birisi yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Mustafa Demir…

Mustafa Bey çok uzun yıllar Fatih’te belediye başkanlığı görevini başarıyla yaptı.

Fatih İstanbul’un en kozmopolit ilçelerinin belki de başında geliyor.

Fatih’te her kesimin takdir ettiği ve sevdiği bir isim olmayı başardı.

Entelektüel, spor ve sanatsever bir isim.

Ayrıca kişisel karizması da oldukça yüksek.

Rize’de köy kahvesinde deki sohbete de eşlik eder, Nişantaşı’ndaki 3. Nesil kahvecideki sohbete de…

Yereli de belediyeyi de yöneticiliği mevzuatı da çok iyi bilir.

Bu profildeki Mustafa Demir ‘e yerel yönetimleri teslim etmeyeceksin de kime edeceksin?

Devam edelim…

Listenin en medyatik isimlerinden Faruk Acar…

Tanıtım ve Medyadan sorumlu.

Faruk Acar’ı hepimiz katıldığı münazara programlarından, açık oturumlardan tanıyoruz.

Türkiye’nin en önde gelen kamuoyu araştırmacılarından birisi.

Bir dönem İYİ Parti’de de Meral Akşener ile beraber çalıştı.

Ama AK Parti’den koptuğu dönemde de Sn Erdoğan ile diyaloğu hiç kopmadı.

Kritik süreçlerde de AK Parti’ye dair, Sn Erdoğan’ın iletişimine dair fikrini de açık açık paylaşmaktan hiç geri durmadı.

Peki AK Parti’de iletişim noktasında birçok isim varken neden Faruk Acar tercih edildi?

Benim şahsi çıkarımım şu: Sn Erdoğan burada farklı ve daha profesyonel kulvardan ilerlemiş bir bakış açısını tercih etti.

Faruk Acar’ın backrounduna baktığımızda da bu tercih özelinde sosyal medyadaki tartışmayı çok da makul zemine koymak mümkün değil.

Tabii bu bir bayrak yarışı aynı zamanda.

Görevi yeni devreden isimler oldukça başarılı projelere de imza attılar.

Mesela Çiğdem Karaaslan Hanım.

Çevre ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini başarıyla yürüttü.

İşini ciddiye alan, istişareye ve ortak akla önem veren, oldukça proaktif bir isim.

Partisine, liderine olan bağlılığı, çıkar değil, fayda sağlama odaklı anlayışı inanıyorum ki onu siyasette sürekli kılacaktır.

MYK isimleri çok konuşuldu da MKYK isimleri tartışılmadı mı?

Elbette orada da birçok isim tartışıldı.

Ama mesela Hilmi Türkmen gibi AK Parti siyasetine büyük emek vermiş, samimiyeti ve vefası ile herkes tarafından sitayişle bahsedilen bir ismin de MKYK’da görev almasını değerli görüyorum.

Ezcümle…

AK Parti’de bir bayrak değişimi yaşandı.

Siyasetin ve hayatın doğasında bu var.

Şimdi, görevi devralan ve görevini devreden isimlere düşen çok önemli bir iş var.

Selef küsmeyecek.

Köşesine çekilmeyecek.

Aksine şimdi daha çok çalışacak, daha çok koşacak.

Partisi için kendisini siper edecek.

Halef ne oldum demeyecek.

Kırmayacak, dökmeyecek.

Sinirlenmeyecek, dinleyecek. Yıkmayacak, yapacak.

Oturmayacak, il il, ilçe ilçe gezecek. Vatandaşla hemhal olacak.

Ve halef de selef de şunu kulağına küpe edecek.

Recep Tayyip Erdoğan’ın kimseye bir makam borcu yok.

Seçilirken iyi de seçilmeyince küstüm deme şansı kimsenin yok.

Son söz…

Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler…

Başkasının Adına Utanmak

Haftalardır derbiyle yatıyor, derbiyle kalkıyorduk.

Beni bilen biliyor ben Trabzonsporluyum.

Ama tüm Türkiye’nin kilitlendiği bir mücadeleye de bilet bulmuşken gitmemezlik edemezdim.

Evet, maçı tribünde izledim.

Tabii bu maçı özel kılan sebeplerden bir tanesi de yabancı hakem olmasıydı.

Vallahi ne yalan söyleyeyim ben hakemi beğendim.

Ama maç boyunca da kafamdaki deli soruları bir türlü susturamadım.

Mesela Türk hakemler bu maçı izlerken ne hissettiler?

Yabancı hakemin kararlarını izlerken yorum yaptılar mı acaba?

Ya da bu adam maçı iyi yönetirse bir daha bize kimse maç falan vermez diye düşündüler mi?

Daha can alıcısı ise acaba bizim hakemler Vincic’i izlerken bir parça olsun utanmışlar mıdır?

Ne demek istiyorum?

Açayım…

Ben dünya kupası için Katar’a gitmiştim.

Biliyorsunuz Katar Dünya Kupası’nda güvenlik Türk Polis Teşkilatı’na emanetti.

Tabii ben bir Türk olarak Katar’a gittiğimde Türk polisini görünce gururlanmıştım ancak bir Katarlı olsam aynı şeyi mi düşünürdüm?

Ülkeniz için ne aciz bir durum…

Biz becerememişiz, biz yetiştirememişiz bizden olmamış, gidip yurt dışından polis ithal etmişiz…

Utanç verici değil mi?

Peki bu maçta Türk hakemlerinin bizlere yaşattığı bu değil mi?

Tesisse tesis…

Teknolojiyse teknoloji…

Paraysa para…

Neden biz Vincic seviyesinde bir hakem yetiştiremiyoruz?

Ben izlerken çok utandım arkadaşlar. Bilmiyorum siz ne hissettiniz?

TFF, derbiye yabancı hakem atayarak pandoranın kutusunu açtı.

Bu saatten sonra Trabzonspor da Beşiktaş da haklı olarak maçlarına yabancı hakem isteyeceklerdir.

Öyle de olmalıdır.

E peki tamam da Sivasspor, Konyaspor, Göztepe, Eyüpspor ve diğer tüm kulüpler…

Onların maçlarını neden yabancı hakem yönetmiyor?

Madem Türk hakemler bu işi beceremiyor, madem Türk hakemleri güven vermiyor

Neden sadece Galatasaray-Fenerbahçe maçını yabancı hakem yönetsin?

Ya da yabancı hakem talebi yerine gelmeyen X bir kulüp maçları protesto etse haksız mı?

Türk futbolu freni boşalmış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor.

Kimse de buna engel olamıyor.

Onlarca içinden çıkılamaz sorunu olan futbolumuzda bir tek yabancı hakem tartışması eksikti, artık o da oldu.

Hadi şimdi çıkın bakalım çıkabiliyorsanız işin içinden.

Başa dön