AK Parti’de gençlik aşısı

AK Parti İstanbul’da değişim zamanı.

Mevcut İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe yeni dönemde bayrağı Abdullah Özdemir’e devrediyor. 

Peki kimdir Abdullah Özdemir?

AK Parti’nin gençlik teşkilatlarından başlayan siyasi yolculuğunda her kademeyi görmüş, tecrübe etmiştir. 

İBB’de de Bağcılar’ı belediye meclis üyesi olarak temsil etmiş, Bağcılar’ın haklarını savunmuştur.

Daha sonra da Bağcılar Belediye Başkanlığı dönemi başladı…

Herkesin Abdullah Özdemir’i tanıması da bu vesileyle oldu zaten.

Gelelim AK Parti’nin Abdullah Özdemir ile verdiği mesaja… 

Kesinlikle gençleşme ve yenilenme stratejisinin en somut hamlesi Abdullah Özdemir.

Ayrıca yenilenmede Sn Erdoğan’ın ve AK Parti kurmay heyetinin ne kadar kararlı olduğunun da göstergesi.

Neden derseniz; Abdullah Özdemir, mevcutta İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden birinin belediye başkanı. AK Parti bir belediyesinde değişikliğe gitmek durumunda kaldı. Şimdi belediye meclis üyeleri arasında bir seçim yapılarak yeni başkanla yola devam edilecektir. 

Ama muhakkak bunun analizleri eksileri ve artıları masaya yatırılmıştır. 

Ancak tüm risklere rağmen bu hamle yapılıyorsa AK Parti’nin kararlılığının göstergesidir. 

Bundan sonra AK Parti’nin İstanbul için yapacağı en önemli hamlelerden bir tanesi de Abdullah Özdemir’in önünü açmak olmalı. 

Özellikle yakın çalışma ekibinin ve ilçe teşkilat başkanlarının belirlenmesinde Abdullah Özdemir’in tercihleri dikkate alınır ve uygulanırsa 2028 ve 2029 için AK Parti’nin İstanbul ekibi örnek olacak hikayeler yazabilir.

“94 ruhu” stratejisi tuttu mu?

Emin değilim…

Gençlik stratejisi tutar mı? 

Buna cevap vermek bugün için çok zor ama AK Parti İstanbul’da çok uzun zamandır aradığı kanı bulmuş gibi görünüyor…

Kasyun Dağı’nda Şam’a Karşı Çay İçerken…

“Bir gün Kasyun Dağı’nda acı kahveyi yudumlayıp Şam-ı şerifi seyrederken hey gidi Beşar diyeceğiz, ne dişli domuzdun sen”

Suriye iç savaşının en sert günlerinde Twitter’da paylaşılan bir tweet'ti bu. 

İmam Naif rumuzlu bir kullanıcı paylaşmıştı. 

Geçtiğimiz gün Hakan Fidan Kasyun Dağı’ndan Şam’ı izlerken çekilen görüntüleri sosyal medyaya düşünce bir anda bu tweet yeniden gündem oldu.

Ben de Hakan Fidan ile Şera’nın Kasyun Dağı’ndaki görüntülerini izlerken “Acaba Fidan’ın aklından neler geçiyor?” diye düşünmedim değil. 

Babasız kalan binlerce çocuğun haykırışı aklındadır muhakkak… 

İşkence odalarının duvarlarına kazınan yardım çığlıkları…

Her türlü savaş suçunun işlendiği sokakların kasveti Kasyun Dağı’ndan görülmüş müdür?

Üzerine bombalar yağan masum halkın çaresizliği…

Suriye halkının yardım çığlıklarını görmezden gelen Batı?

Muhakkak ki hepsini düşünmüştür Hakan Fidan. 

Ve içinden o meşhur tweet'in son cümlesini geçirmiştir.

Şüphem yok…

“Ne dişli domuzdun sen Beşar!”

“Bizim Adem” Kırgın…

Birkaç gündür yollardayım. 

Rize, oradan İstanbul bir günlük dinlenme sonrası Trabzon, oradan Kayseri derken bol bol düşünme, muhasebe etme fırsatım oldu. 

Öncelikle burada muhteşem bir bağ kurduğumuz siz kıymetli okuyucularıma çok teşekkür ediyorum.

Mesajlarınız, eleştirileriniz, teşekkürleriniz… Hepsini görüyorum.

Yazdığım yazının nasıl muhatabına ulaştırıldığını da yaptığım eleştirinin nasıl karşılık bulduğunu da sizlerin sayesinde görmüş oldum.

Bazen uçakta, bazen molada, bazen uykusuz kalarak bazen de canım aileme ayıracağım vakitten feda ederek yazdığım bu yazıların karşılık gördüğünü bilmek benim için en büyük ödül. 

Sanırım bu uzun teşekkür de yolculuklar sırasındaki uzun muhasebelerin bir yansıması olabilir… 

İşin latifesi bir yana, iyi ki varsınız…

Yolculuklar kadar bana eşlik eden şarkılardan olsa gerek biraz duygusallaştım.

O yüzden bu faslı noktalıyor, konumuza geliyorum.

Dedim ya muhasebe fırsatım oldu diye…

İşte bu sırada telefonuma bir mesaj geldi. 

Sosyal medyadan hepinizin tanıdığı Alper Torun’dan mesaj… 

Yine sanatını ve hayal gücünü konuşturmuş sevgili Alper…

YouTube kanalımda 4 senede aldığım konuklardan harika bir çalışma yapmış.

Tabii ki hemen bizim Mustafa’dan rica ettim, Alper’in eserini çerçeveleteceğiz ve  çalışma odamdaki en güzel duvarda yerini alacak.

Bu arada merak edenler için de hem Instagram hesabımdan hem de X hesabımdan çalışmayı paylaştım.

Dileyen bakabilir…

Neyse dönelim konumuza.

Dört yıllık YouTube konuk listeme bakarken sanırım kısacık zamanda yüzlerce şey düşündüm.

Ama bir tanesi benim için en kıymetlisiydi.

Muhalifi, hükümet destekçisi, CHP’lisi, AK Partilisi,

Dindarı, seküleri,

Solcusu, sağcısı…

Aklınıza gelebilecek her kesimi konuk almışız…

Hatırlıyorum kimi konuğumuz çok büyük tereddütleriyle de geldi ama günün sonunda kucaklaşarak ayrıldık.

Ve inanın az ya da çok, bir şekilde yolumuzun kesiştiği tüm konuklarımla insani düzeyde ilişkilerimiz hiç kopmadı…

Tabii şimdi böyle bulunduğumuz noktadan ahkam kesmek kolay.

Ama bazı şeyler hiç kolay olmadı.

Uykusuz gecelerimi de stresten döktüğüm sedefleri de unutmadım.

Bir mahalleden konuk alıyorum karşı mahalle yangın yapıyor. Linç…

Bu sefer karşı mahalleden konuk alıyorum. Karşı linç…

Onu niye konuşturdun, ona niye fırsat verdin, onu niye susturmadın…

Kimin adamısın, arkadan kim var? Kimlerden fonlanıyorsun?

Neler neler…

Ve bunun tamamı sosyal medyada isimsiz ama yüksek takipçili hesapların ardına gizlenerek yapıldı.

Dönüp bakıyorum da…

İyi ki diyorum… İyi ki bunlara takılıp vazgeçmemişim.

İyi ki o uykusuz geceleri geçirmişim, iyi ki o sedefi dökmüşüm de pes etmemişim.

Hiç mi kırgınlığın yok derseniz elbette var…

Röportajı gerçekleştirmek mi zor, organize etmek mi zor derseniz hiç düşünmeden organize etmek derim. 

Son anda iptal edilen röportajlar mı dersiniz, söz verip unutan mı dersiniz, röportaja gelip acil bir telefonla yarım bırakan mı dersiniz… 

Dört senede neler yaşadık neler…

Ama beni en çok üzen de “Bizim Adem ya, bir şey olmaz” bakış açısıyla hareket edenler oldu.

Beni bilen bilir, Sn Erdoğan’a sevgimi de saklamıyorum, oy verdiğimi de… 

Hal böyle olunca da bir mahalleye yakıştırılıyorsunuz…

Siz de kendinizi yakın hissediyorsunuz. 

İşte o mahallenin “Abileri”, başkalarına yapamayacakları nezaketsiz bazı davranışları size yapma hakları olduğunu düşünüyor sanırım…

“Muhalif” bir medyadan ya da “Muhalif” bir içerik üreticisinden program daveti alsalar işlerini güçlerini bırakıp koşa koşa yayına çıkacaklar ama “Bizim Adem” davet edince söz verip tutulmama hakkını, son anda röportajı iptal etme hakkını kendilerinde görüyorlar.

Yahu olur insanlık halidir.

Röportaj da iptal ettirilir, randevu da…

Ama usulünce… Gönül alarak ve gerekirse yeni bir tarihte sözleşerek.

Başa dön