1 Ocak 2024 – 1 Ocak 2025

7 Ekim’den birkaç gün sonra ilk Türk gazeteci heyetiyle ben de Gazze hattına gittim.

İsrail en şiddetli saldırılarını gerçekleştirdiğinde oradaydım.

Orada yaşadıklarımı hayatım boyunca kolay kolay unutamam.

Biz İsrail’in zulmünü izlemedik. Biz İsrail’in zulmünü orada yaşadık…

Günler geçiyor, İsrail’in saldırılarının şiddeti giderek artıyordu.

İşte böyle bir atmosfer karşıladık 1 Ocak 2024’ü…

Milli İrade Platformu “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” mitingi düzenleyeceğini duyurdu.

Toplumun bir kesimi “Ne alakası var protesto ile İsrail mi duracak?”

“1 Ocak’ta yılbaşı kutlayanlara karşı mı yapılıyor bu miting?” gibi eleştiriler getirse de 1 Ocak 2024 sabahı yüz binler, Galata Köprüsü’nde buluşmuştu.

Geçtiğimiz bir yılda İsrail zulümlerine aralıksız devam etti.

On binlerce masum sivili, çocuğu, yaşlıyı katletti Katil İsrail.

İsrail saldırdı tüm dünya sessiz kaldı, tüm dünya sessiz kaldıkça İsrail zulmünü artırdı.

Hiç mi itiraz yoktu?

Elbette vardı. Sanat, spor, siyaset, iş camiası…

Tüm dünyada vicdan sahibi insanlar itirazlarını dile getirdiler.

Ancak ne fayda?

Peki vicdanlı insanların itirazları boşa mı gitti? Onca itirazın hiç mi etkisi olmadı?

İnanın oldu.

3 Ocak 2025’den 1 Ocak 2024’e baktığımda İsrail’in kamuoyu desteği geçen seneye göre neredeyse yarı yarıya düştü.

ABD’den Avrupa’ya, Asya’dan Avusturalya’ya kadar dünyanın hemen hemen her yerinde halkların İsrail’e karşı bakış açısı değişmiş durumda.

Üniversitelerde, sokaklarda, futbol sahalarında, sanat etkinliklerinde…

İsrail protestoları her geçen gün artıyor.

İşte tüm dünyada İsrail’in sahte imajının hızla yıkılmasını sağlayan, 1 Ocak sabahı erkenden Galata’da yürüyenlerdir.

ABD üniversitelerinde günlerce protesto yapan o gençlerdir.

İspanya sokaklarında şarkılarıyla Filistin halkını anlatanlardır.

Portekiz gazetelerinde sayfalarca Gazze’de yaşanan zulmü yazanladır.

İskoçya’da futbol maçlarında Özgür Filistin diye bağıranlardır.

Fransa’da aldığı sanat ödülünü Gazze’ye armağan edenlerdir.

Dünyanın her yerindeki vicdanlı insanlardır.

2024 geçti…

Geldik 1 Ocak 2025’e…

Yeni yıla 1 hafta kala, yavaş yavaş insanlar “Galiba bu sene Gazze yürüyüşü olmayacak”

Diye düşünürken ilk afiş düştü önümüze…

Bu mitingleri organize etmek, insanları bir araya getirmek, her türlü riski göğüslemek kolay değil.

Büyük irade, kararlılık ve duruş gerektiriyor.

Bilal Erdoğan ve İbrahim Beşinci bu sene de öncü oldular.

Arkalarında onlarca STK ile birlikte çok kısa sürede başta güvenlik olmak üzere her detayı planlayarak ana temanın ruhuna uygun bir şekilde son derece barışçıl bir miting düzenlediler.

1 Ocak sabahı Galata’da Bilal Erdoğan’ı dinlerken onun ne kadar gururlu olduğunu hissetmemek mümkün değildi.

Çünkü Bilal Bey risk aldı.

Bir yola çıktı ve ona inanan yüz binlerce insan da o gün oradaydı.

Geçen sene gerçekleşen mitingde olaylar daha çok taze, öfkelerimiz çok kabarıktı.

Bu sene ise zulüm her ne kadar devam etse de “Acaba insanların farkındalığı kayboldu mu?” diye bir düşünce de yok değildi.

1 Ocak’ta Galata’da verilen mesajlardan bir tanesi de buydu!

Gazze unutulmadı.

Galata’dan Kısa Kısa Notlar

• Katılım çok üst düzeydeydi. Özellikle Ayasofya Camii sabah namazında hıncahınç doluydu.

• TÜGVA bu organizasyonun hamilerinden bir tanesiydi. Hatta en ön saftaydı da diyebiliriz. TÜGVA’nın bu organizasyon yeteneği, proaktif yapılanması, ofansif stratejisi ve iletişim gücünü düşündüğünüzde neden uzun zamandır hedef olduğunun cevabını da buluyorsunuz. Açık söylemem gerekiyor ki İbrahim Beşinci döneminde TÜGVA güçlü bir kabuk değişimi yaşadı.

• Süleyman Soylu da günün ilk saatlerinden itibaren oradaydı. Kalabalığın içinden hiç ayrılmadı. Kendisine de vatandaşın ilgisi oldukça yüksekti.

• AK Parti İstanbul teşkilatının müstakbel başkanı Abdullah Özdemir kucağında çocuğu ile katıldı mitinge. Mitingin ne kadar barışçıl bir ortamda geçtiğinin, oraya gelen yüzbinlerin ne kadar hasbi duygular içerisinde olduğunu gösteren en iyi anlardan biriydi Abdullah Özdemir’in kucağında çocuğu ile verdiği fotoğraf…

• Mehmet Tevfik Göksu ve Mustafa Şentop da kalabalıklar içerisindeydiler. Uzun uzun sohbet ediyorlardı. Bir ara yanlarına gidecek gibi oldum ama öyle derin bir sohbet halindeydiler ki bölmek istemedim…

• Ailesi ile birlikte gelenler arasında Mahir Ünal da vardı. İsmini tek tek sayamayacağım kadar çok milletvekilinin de eşleri ve çocuklarıyla katıldıklarını gördüm. Daha önce sayısız miting takip etmiştim ama böylesi aile ortamına ilk kez şahit oldum.

• İş insanlarının katılımı da oldukça yüksek orandaydı. Abdurrahim Albayrak’ı gördüm. Halkbankası Genel Müdürü Osman Arslan oradaydı…

• Mütefekkir, Yazar Sadık Albayrak Bey de miting alanının en çok hürmet ve ilgi gören isimlerinden birisiydi.

• Esra Albayrak Hanım tam yanımdan geçiyordu. Bir atiklikle kendimi tanıttım ki; “Adem Bey merhabalar, takip ediyoruz sizi” dedi. Şansımı zorlayarak bir röportaj teklifinde bulundum. En azından bir gün röportaj vereceksiniz bizim Youtube kanalımıza misafir olun dedim. Esra Hanım tebessümle bir düşünelim dese de sanırım bizim teklif havada kaldı…

• AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, İstanbul Milletvekili Halit Yerebakan ve Adil Karaismailoğlu Beylerle de ayaküstü sohbet ettik. Kalabalığa olan hayranlıklarını ve insanların Filistin davasına olan hassasiyetlerine dair düşüncelerini anlattılar.

Etkinlik bitti, tam eve giderken telefonum çaldı. Baktım Korkmaz Karaca arıyor, açtım. Etkinliği sordu. Ben etkinlikle ilgili düşüncelerimi anlattım. O da telefonda en son, "Hayat bir duruştur" ifadesini kullandı. Yani bu etkinliklerin toplantıların belki etkisi yok gibi gözükebilir ama buradaki insanlar bir duruş sergiliyor. Bence günün manşetiydi. Buraya gelen insanlar bir duruş sergilemişti, hayat bir duruştu...

Televizyon Kanalları Sınıfta Kaldı

Yılbaşı akşamı pijama, terlik, televizyon yapanlar kulübündeydim.

Hem yoğun geçen birkaç günün ardından ilk kez dinlenme fırsatı hem de biraz yayıncı gözüyle bakmak amaçlı aldım elime tv kumandasını, başladım kanal kanal gezmeye.

Ne mi oldu?

Büyük bir hüsran…

Arkadaş eskiden TV kanalları, bayramlar ve yılbaşı programları için günlerce hazırlanırdı.

Birkaç hafta öncesinden tanıtımlar dönmeye başlar, gazetelerde reklamlar çıkardı.

Kanallar en önemli yayıncılarını, en reytingli dizilerini o güne koyardı.

Bayramsa bayram temalı, yılbaşıysa yılbaşı temalı dizi bölümünü izlerdik ilk…

Ardından da sözlü, müzikli, temaşalı programlar başlardı.

Popçusu, türkücüsü, arabeskçisi, halk ozanı, komedyeni…

Aklınıza kim geliyorsa o gün ekranda olurdu.

Bir kanalda İbrahim Tatlıses varsa diğer kanalda Bülent Ersoy olurdu.

Bir yerde Serdar Ortaç oluyorsa diğer kanalda Kenan Doğulu olurdu.

Bir yerde Neşet Ertaş türküleri söyleniyorsa diğer kanalda Mahsuni Şerif türküleri karşılardı sizi.

Ne yazık ki kalmadı…

Elle tutulur, bir parça olsun özel bir şeyler yapılmış diyeceğim bir tek TV8 vardı.

O da giderek sıradanlaşan, kendini tekrar etmekten öteye geçemeyen O Ses Türkiye Yılbaşı Özel programı ile…

Medya ülkemizde giderek kan kaybediyor.

Sadece haber alanında değil. Eğlence programları da, diziler de yarışma programları da nitelik ve özgünlük sorunu yaşıyor.

Televizyonculuğun kurt isimlerinin büyük bir çoğunluğu ya köşesine çekildi ya da kendi başlarına YouTube’da bir şeyler yapıyorlar.

Televizyonculuk daha doğrusu yayıncılık çok maliyetli bir iş.

Bu kan kaybı durdurulamazsa büyük medya gruplarında sırayla küçülme haberleri gelmeye başlayacaktır.

Ancak benim cevabından emin olmadığım ve kafamı kurcalayan bir soru var.

Medyamız niteliksizleştiği için mi seyirci kaçıyor yoksa seyirci kaçtığı için mi medyamız niteliksizleşiyor.

Ben biraz daha ilkinden yanayım.

Sizi bilemem…

Başa dön