Ümit Yenişehirli eski kandilleri yazdı: Sadakayı görünmeden bırakırlardı
Yusuf Balıkçı

Bu gece mübarek Miraç Kandili. Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki “urûc” kökünden türeyen miraç kelimesi, Peygamber Efendimizin (SAV), Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gidişi ve oradan da göğe yükselip, Allah katına çıkışını anlatmakta.

MÜBAREK GECELERİN MANEVİ ZİYAFETİ

Müslüman toplumlarda asırlardır kutlanan kandil gecelerinden biri olan Miraç Kandili, özellikle Osmanlı toplumunda tam bir sosyal coşkuya dönüşmekteydi. Hicri takvime göre Üç Aylar’ın içinde toplanan Regaip, Miraç ve Berat Kandilleri ve Kadir Gecesi ile miladi takvime göre kutlanan Mevlit kandili, Osmanlı toplumu ve yöneticileri için ülke çapında bir manevî ziyafet vesilesi sayılmaktaydı.

Bu gecelere kandil denilmesinin de hem pratik hem de hikmet dolu anlamları vardı. Kandil gecelerinde camiler başta olmak üzere dini yapıların kandillerle donatılması bu adın yaygınlaşmasına yol açarken, diğer yandan bu gecelerin manevî yoğunluğunun Müslümanlar ve hatta bütün insanlık için bir aydınlanma vesilesi olarak görülmekteydi.

ÖNCE KANDİLLER YANAR, SONRA MAHYALAR BELİRİRDİ

Osmanlı toplumunda Ramazan’ın habercisi olan Recep ve Şaban ayları, maneviyatın hep birlikte dolu dolu yaşandığı zaman dilimleriydi. Dini ve kültürel öğelerin ortak bir yansıması olarak ortaya çıkan kandiller, halk tarafından zengin bir sosyo-kültürel birikimle icra ediliyor, kutlamalar devlet erkânı tarafından da büyük bir titizlikle benimsenip, destekleniyordu.

Bu doğrultuda Üç Aylar’ın ilk günü de kutlanır ama asıl kapsamlı kutlamalar Regaip, Miraç ve Berat kandilleri ile Kadir gecesinde gerçekleştirilirdi. Evler, işyerleri, devlet kurumları ve saraylar bu gecelerde kandillerle donatılırdı. Ramazan ayı iyice yaklaştığında ise çifte ve daha fazla minareli camilere mahyalar asılırdı. Yine kandillerle donatılmış caddelerden devlet erkanının da katıldığı Kandil Alayları geçerdi.

FAKİR EVLERİNE SADAKA BIRAKAN MEÇHUL KİŞİLER

Osmanlı devrinde mübarek gün ve geceleri yardımlaşmaya bir vesile sayan toplumsal anlayış, incelikli, zarafetli tutumlarla bu dayanışmayı görünür kılardı. Bu günlerde imkânları ölçüsünde herkes; fakirleri, yetimleri, öksüzleri, kimsesizleri, yolda kalmışları sevindirir, onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı.

Günler öncesinden dar gelirli aileleri belirleyen varlıklı kişiler, kandil gecelerinde yalnız ve sessizce bu evlerin önüne gelir, kapıyı çalar, kapının eşiğine sadaka kesesini bırakır ve hızlıca oradan ayrılırdı. Kapıyı açanlar yardımın kimden geldiğini bilmezdi.

Benzer şekilde kimi camilerdeki sadaka taşlarına da mübarek gün ve gecelerde hamiyet sahibi kişilerce para bırakılırdı. Muhtaç durumda olanlar da kimin verdiği belli olmayan bu sadakalardan ihtiyacı kadar olan meblağı alırdı.

SADAKA VERMEK İÇİN ÂMÂ ARAMAK

Ecdat bu konuda o kadar hassastı ki, bazen sadaka vermek için fakir âmâ ararlar, eğer gözleri görmeyen şahıs ihtiyaç sahibi değilse o zaman da sadakayı bir fakire vermesi için ondan ricacı olurlardı.

Böylece; Bakara Suresi 271’inci Âyet’te yer alan, “Eğer sadakaları gizler de onları gizli olarak fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını örter.” buyruğu ile Peygamber Efendimiz’in, “İyilik hazinelerinden biri de verdiği sadakayı gizlemektir. Allah’ın Kıyamet Günü’nde rahmetiyle gölgeleyeceği kişilerden biri de sağ eli ile verdiği sadakayı, sol elinin haberi olmayacak şekilde gizliliğe dikkat edendir.” hadisi, Osmanlı toplumsal hayatında somut hale gelirdi.

Kandil gecelerinde kimi hayırseverler ise çarşı, cadde ve sokaklarda tuttukları sucular ile su veya hazırlattıkları şerbetleri dağıttırırdı. Sakalar, “Sebil bunlar sebil” diye bağırarak yoldan geçenlere su ve şerbetleri ikram ederlerdi. Bu ikramları alanlar yine kimin hayrı olduğunu bilmezdi.

CEMAATE GÜL SUYU SERPİLİRDİ

Kandil gecelerinde cami, tekke, türbe ve zaviyeler sabah ezanına kadar açık olur, halk, çoluk çocuk, ailecek buralarda ibadetlerini yapar, Kur’an-ı Kerim kıraatı ve vaazları dinler, gerçekleştirilen meşkleri takip ederlerdi. Devrin en güzel sesli hafız ve gazelhanlarının icra ettiği özellikle Miraciyye Meşkleri, dinleyenler için estetik dolu bir ziyafete dönüşürdü.

Namazın ardından bir hafız İsrâ Suresi’nin baş kısmını okur, sonrasında iki mirachan, birbirine bitişik iki kürsüye çıkarak miracı anlatan eseri müştereken icraya başlarlardı. Eser biterken görevliler cami cemaatinin üzerine gül suyu serper, sonrasında ise miraçta Hz. Peygamber’e sunulan içecekleri temsilen şerbet ve süt ikram edilir, son olarak da şeker dağıtılırdı.

- Dr. İhsan Şen, Prof. Dr. Ahmet Çakır, “Osmanlıda Resmi Kandil Merasimleri”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Temmuz 2020